16 Şub

Ekoloji Kolektifinden Artvin açıklaması: “Ya Artvin ya Artvin!”

Bugün Artvin halkını, çevre illerden takviye edilmiş çevik kuvvet namlularından çıkan biber gazı ve plastik mermilerle baş başa bırakan, Rize İdare Mahkemesinin “Hayat biter” diyerek iptal ettiği Cerrattepe Bakır Madeni projesine, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının jet hızıyla yeniden verdiği 9 Haziran 2015 tarihli ÇED olumlu kararıdır.

Rize İdare Mahkemesi, Artvinlilerin maden projelerine karşı verdiği 25 yıllık mücadeledeki son iptal kararını alırken, altın ve bakır madenciliğinin Artvin’deki yaşamı hangi derecede etkileyebileceğini çok açık ifade etti. Mahkeme, Özaltın Insaat Tic. San. A.S. tarafından yapılması planlanan Cerrattepe Bakır Madeni projesine ait ÇED Olumlu kararını iptal ederken, su kaynaklarının kirlenmesine, ormanların yok olmasına neden olacak, bölgeyi heyelan bölgesi haline getirecek “Maden faaliyetinin hayata geçirilmesinin Artvin ilini yöre sakinleri açısından YAŞAM ALANI OLMAKTAN ÇIKARACAĞINI, BU BÖLGEDE MADEN ARAMA PROJESİ İLE BU PROJENİN ETKİSİ ALTINDA BULUNAN YAŞAM ALANLARI VE KORUMA ALTINDAKİ ALANLARIN BİR ARADA OLAMAYACAĞI KANAATİNE VARILMIŞ” ifadelerini kullandı. Mahkemenin “Madencilik varsa Artvin yok” basitliğinde açıkladığı bu acımasız denklem, bugün yeniden tartışmaya açılmak isteniyor.

Rize İdare Mahkemesinin tartışmaya yer bırakmayan bu kararına karşın şirket, Çevre ve Orman Bakanlığının 2009/7 sayılı Genelgesine dayanarak, birkaç ufak tadilatla yeni bir rapor hazırladı. Üstelik ufak değişikliklerle önüne gelen ÇED Raporu hakkında idare yine olumlu görüş bildirdi.

Hukukun etrafından dolanarak çıkartılan ikinci ÇED Olumlu kararının iptali için Artvinli yurttaşlar ve demokratik kitle örgütlerinin yeniden açtığı davada hukuki süreç sonlanmadan ve üstelik mahkemenin keşif tarihi belirlemesi beklenirken, maden projelerine 25 yıldır direnen Artvin halkı bugün, bizzat İçişleri Bakanı tarafından koordine edildiği iddia edilen bir saldırıyla karşı karşıya kaldı. Maden arama projesinin yıkıcı etkilerine karşı 240 gündür nöbet tutan Artvinliler, pek çok kentten getirilen takviyelerle sayıları bini aşan çevik kuvvetin baskısına ve saldırılarına rağmen, şirketi ve kolluk güçlerini Cerattepe’ye yine sokmadı. Artvin’de saldırı ve direniş hala sürmekte.

Rize İdare Mahkemesinin tüm açıklığıyla ortaya koyduğu “Ya maden ya da Artvin” ifadesi bir tercih değil, maden arama projelerinin hayata geçirilmesi halinde yaşanacak felakete ilişkin bir betimlemedir. Artvin’de tek gerçek, “Ya Artvin ya Artvin”dir.

Sadece Mahkeme kararlarının değil 25 yıllık en uzun soluklu ekoloji mücadelesinin işaret ettiği bu hakikat barikatında bir kaldırım taşı olmaksa bugün bizler için hem bir zorunluluk hem de bir sorumluluktur.

Bizler, hayatımıza değen her bir ağacı, her bir kuşu, her bir yağmur damlasını canımızdan söküp almak üzerine inşa ettiğiniz kalkınma masallarınıza inanmıyoruz.

Bizler, her türlü zorla, umutlarımızın ve bulutlarımızın üzerine yığmaya çalıştığınız betonarme hırslarınızın birer parçası olmayı reddediyoruz.

Bizler, Bulutlar Ülkesi Artvin’in sözüne başka bir dünya umudumuzun tüm gücüyle sahip çıkıyoruz:

Ya Artvin ya Artvin!

Ekoloji Kolektifi

16/02/2016, Ankara

EK: Rize İdare Mahkemesinin, Cerattepe’de yapılmak istenen maden arama projesinin ÇED Olumlu kararı hakkında verdiği 24 Aralık 2014 tarihli iptal kararına buradan erişebilirsiniz.

18 Ara

Paris Anlaşması ve Yerel Mücadeleler

İklim Değişikliği, küresel bir sorun olduğu kadar yerel bir sorun. Dünya devletleri, bilim insanları  ve ekoloji örgütlerini gerektiği gibi katmadıkları karar alma süreçlerinin sonucunda, küresel ortalama sıcaklık artışının 2 dereceyi aşmaması için farklı farklı senaryoları iki hafta boyunca yaptılar, bozdular. Lakin, Türkiye kamuoyunda da kısmen yankı bulan bu sıcaklık artışının ne demek olduğuna dair bilgi bir türlü yerlileşmedi. İklim değişikliği krizi genel Türkiye kamuoyunda kutup ayıları, El Niño, Afrika’daki çoraklaşma veya Hollanda’nın sular altında kalmasıyla sınırlı bir biçimde biliniyor. Oysa Çanakkale’de yıllardır termik santrale karşı mücadele eden balıkçılar, sıcaklıkların 1 derecelik artışının bugün yediğimiz pek çok balığın başta hamsi, uskumru, palamut gibi balıkların tamamen ortadan kalkması demek olduğunu biliyor. Bu nedenle de bölgeye yapılması planlanan ve iklim krizini azdıracak kömürlü termik santrallere karşı duruyorlar. Mersin’deki termik ve nükleer karşıtları da tam bu nedenle Akdeniz’in sıcaklığını artıracak her türlü kirli yatırımın yeni savaşlar anlamına geldiğini biliyor.

Suriye’de yaşayanlar ve Suriye’yi terkeden yüzbinler iklim kriziyle etkisi pekişen ve tüm Akdeniz Havzası’nı etkisi altına alan petrol uygarlığı ve ilişkili iklim krizinin savaş demek olduğunu biliyor. Bartın’da ucuz Çinli işçi çalıştıran şirketlerin rödavans yoluyla kapattıkları kömür sahalarında kurulması planlanan termik santraller için yeterli kömür çıkarmadığını da madenciler biliyor. Ki onlar ücretlerini bile daha doğru düzgün alamıyor. İşsiz kalma endişesiyle her gün ocağa iniyor ve kömürü çıkartmaya devam ediyorlar. Tam da sessiz sessiz ölüme giden Soma işçileri gibi… Soma’da yeni köyünde huzur bulmaya çalışan termikçiler de biliyor aslında kömürü… Öte uçta Silopi’de on yıla yakın zamandır kömür ocaklarında ölenleri, sakat kalanları konuşamıyor, kömür karası kaderini bir duyan var mı diye ufka bakıyor, ne zamandır! İşte bu birbirinden yalıtılmış gibi görünen ve iklim krizini derinden yaşayan pek çok yerel mücadeleden ses seda çıkmamasından anlamanız gerekirdi COP21 Paris Anlaşması’ndan bizim payımıza umut düşmediğini…

Paris Anlaşması, yerel mücadelelerin iklim adaleti konusundaki politik beklenti ve öngörülerinin çok gerisinde. Dahası medeniyet krizi haline gelen sorunları öteleyecek bir perspektife de sahip. Yerel mücadeleler, küresel iklim değişikliği konusunda enerji adaleti, kamusal karar alma süreçlerine katılım, ekolojik ve sosyal maliyetleri pahasına bir gelişme hayalinden çok daha etkin bir politik hedefe odaklanmış durumda. Bu yerel hareketlerin bel bağladıkları, yargısal yolla karar alma sürecine katılma mekanizmaları ise son zamanlarda hayli aksak ilerliyor. Yargı için Paris Anlaşması, orta vadede yüzünü döneceği bir anlaşma olabilir zira bizim hukuk sistemimiz içinde uluslararası anlaşmaları esas alan bir yargılama gelişmiş durumda değil. Paris Anlaşması sonrasında, Türkiye’nin iklim değişikliğini önlemeye yönelik verdiği ‘ulusal niyet beyanlarını’ gerçekleştirmesi için etkin bir hukuk ve kamuoyu denetimini de yine yerel hareketler hayata geçirecektir.

Herkesin nitelikli, güvenli ve iyi bir yaşam hakkı için Paris Anlaşması altında devletin yükümlülükler üstlenmesi açısından somut bir karşılığının olup olmayacağını, devletin küresel bu sorunda paydaş olup olmayacağını ancak yerel mücadelelerin toplumsallaşan demokrasi ve adalet talepleri biçimlendirecektir. Bu anlamda iklim krizini ister tersten ister düzden okuyalım uluslararası düzlemde devletin adım atma iradesine ruh üfleyecek olacak tam da bu toplumsal kararlılıktır.

Sofrasında temiz gıdanın ve suyun yokluğuyla, aralık ayının ortasında dökülmeyen yapraklar arasında bağ kuran toplumlar Mukaddime’nin  buyurduğu üzere çözülmenin kıyısından dönerler. Aksi durumda güçlü bir devletin tek başına engelleyemeyeceği bir kriz kapıdan girmiş olur. Bu krizin adı Gargantua değil, iklim değişikliği. Hemen bir şey yapmak için ise hala vakit var. İlk talep mi? Savaşa, yıkıma ve fosil yakıtlara değil, iklime bütçe…

Ekoloji Kolektifi

 

09 Ara

Türkiye COP 21 Müzakere Heyetine Açık Çağrı

Yeni İklim Rejimine Doğru Türkiye COP 21 Müzakere Heyetine Açık Çağrı *

İnsan kaynaklı iklim değişikliği ile küresel çapta mücadele edilebilmesi amacı ile Paris’te düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) 21. Taraflar Konferansı’na (COP 21) katılım sağlayan ve aşağıda imzası bulunan sivil toplum kuruluşları olarak Türkiye’nin daha cesur, tutarlı, bütünsel, bilim temelli, katılımcı ve iklim değişikliğiyle mücadelede kendi payına düşen sorumluluğu yerine getirmeyi hedefleyen bir iklim değişikliği politikasına sahip olması gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye’yi bu bağlamda, iklim değişikliği, çevre, enerji ve kalkınma başta olmak üzere politikalarını katılımcı ve şeffaf şekilde gözden geçirmeye davet etmekteyiz.

Müzakereler devam ederken, Türkiye 2020 yılında gerçekleştirilecek ve Paris’te üzerinde uzlaşılması muhtemel anlaşmanın yürürlüğe gireceği zirve olacak 26. Taraflar Toplantısı’nı (COP 26) düzenleme isteğini en yetkili ağızdan dile getirdi. Türkiye’nin bu süreçte, pozisyonunu aşağıdaki maddeler doğrultusunda güncellemesinin iklim değişikliği ile gerçekçi ve etkin mücadele için yerinde, kendi geleceği için ise sosyal, ekonomik ve çevresel tüm açılardan faydalı olacağına inanıyoruz. Türkiye’nin iklim müzakerelerinde yalnızca kendisini doğrudan ilgilendiren konuların yanı sıra, anlaşmanın ruhuna uygun düşecek şekilde tüm maddelerle ilgili pozisyonunu açık şekilde paylaşması ve yapıcı öneriler geliştirmesi için hala zaman var.

Bu nedenle Türkiye’yi:

● 2050 yılı itibariyle küresel ekonominin mutlak olarak karbonsuzlaştırılması hedefinin anlaşma metninde yer almasının desteklenmesi ve ulusal olarak da böyle bir hedef benimsenmesi yönünde duruş sergilemeye,

● Müzakereler kapsamında sıcaklık artışını belirli bir üst limitin altında tutmaya çalışma amacının sayısal olarak ifade edildiği “uzun erimli hedef” bağlamında birçok canlı türünü ve ülkelerin geleceğini tehlikeye atmamak adına 1,5 °C anlaşma metninde yer almasını desteklemeye,

● Uzun dönemli hedefle uyumlu olarak, Türkiye’de 2050 yılı itibari ile %100 yenilenebilir enerji hedefini benimsemeye ve bunu kamuoyu ile paylaşmaya,

● İklim değişikliği ile mücadele ve uyumla ilgili olarak, ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar doğrultusunda ulusal bir bütçe ayırmaya; halihazırdaki uluslararası finansman mekanizmalarına ülke olarak katkıda bulunmaya; Türkiye’nin bu mekanizmalarla koordinasyonunu sağlamak üzere odak noktası oluşturmaya,

● Müzakere belgesi taslağında yer alan insan hakları, gıda egemenliği, toplumsal cinsiyet, iklim göçmenleri gibi iklim politikasının oluşturulması ve uygulanmasında kritik önem taşıyan konuların müzakere metninde kalması için desteğini devam ettirmeye,

● Müzakereler kapsamında ulusal katkıların (INDC’lerin), uzun erimli hedefe ulaşılabilmesi ile ilgili son bilimsel analizler (Emissions Gap, 2013-2015 Review ve SED raporları) dikkate alınarak zaman kaybetmeden (2018 yılı itibariyle) gözden geçirilmesi doğrultusunda çağrı yapmaya; yeni anlaşma yürürlüğe girdikten sonra da ulusal katkıların belirli aralıklarla (en fazla 5 yılda bir) güncellenmesi ve artırılmasını desteklemeye,

● Eylül ayında BMİDÇS’ye sunulan Ulusal Katkı Niyet Beyanı’nı (INDC) iklim değişikliğindeki tarihsel sorumluluğu, 1990-2015 sürecindeki sera gazı emisyon artış eğilimleri ile 1,5 °C ve uzun erimli karbondan arınma hedeflerini de göz önüne alarak şeffaf ve katılımcı bir süreçle 2018 yılına dek güncellemeye; bu doğrultuda bir net azaltım hedefi, emisyon yoğunluğunda düşüş hedefi ve emisyonların tepe noktası yapacağı yıl (peak year) hedefini belirleyerek kamuoyu ile paylaşmaya,

● Taslak müzakere metninde tartışılan “uluslararası havacılık ve denizcilik” sektörlerinin de emisyon azaltım hedefleri alacak şekilde yeni anlaşmaya dahil edilmesini savunmaya,

● Türkiye’nin mevcut ulusal katkı beyanında yer verilmeyen iklim değişikliğine uyumla ilgili kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerini somutlaştırmaya ve resmi belgeye dahil etmeye; bu hedefleri belirlerken özelikle iklim değişikliğinin etkilerine sosyo-ekonomik hassasiyeti yüksek yoksul sosyal grupların, tarımda küçük aile işletmelerinin ve kırılgan ekosistemlerin uyum kapasitelerinin artırılmasının önceliklendirilmesine,

● 2020 öncesi eylem kararlılığı ve Paris Kararı bağlamında devlet dışı aktörlerin (yerel yönetimler, sivil toplum, özel sektör, akademi, sosyal hareketler, vb) iklim değişikliği ile mücadeleye yönelik attığı adımların devletin sorumluluklarından feragat etmeyecek, sistematik ve dahil edici şekilde tanımaya ve devlet politikalarına entegre etmeye,

● Güçlü ve etkili bir şeffaflık ve uygunluk mekanizması kurulması yönünde duruş sergilemeye davet ediyoruz.

Türkiye müzakere heyeti ve kamuoyunun dikkatine saygılarımızla sunarız.

*(Alfabetik sırayla) Ekoloji Kolektifi Derneği, Heinrich Boell Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği, “İklim İçin” Kampanyası, Kadıköy Bilim Kültür ve Sanat Dostları Derneği, TEMA Vakfı, Yeryüzü Derneği, Yeşil Düşünce Derneği, WWF-Türkiye

logo-2

28 Kas

“İnsanlığın Mirasıyım. Mirasına Sahip Çık”

Tarihî Dört Ayaklı Minare. İslâmın dört ayrı mezhebini “birlikte” temsil ettiğine inanılan, evrenin dört elementini, ateşi, havayı, suyu, toprağı; yaşı ve kuruyu, dişiyi ve erili, doğayı ve insanı “bir” simgeleyen Dört Ayaklı Minare. Dünya’da eşi benzeri olmayan dört ayak, ama bir minare.

Tahir Elçi… Avukat, baro başkanı, insan hakları savunucusu… Tüm etiketlerinden azâde, insanlığın ve hak kazanımlarının yanında barış, adalet, eşitlik üzerine kurulu “Başka Bir Dünya” umudu için kalemiyle, cüppesiyle, mücadelesiyle yer etmiş güzel insanlardan biri.

Günlerce süren sokağa çıkma yasağının ve savaşın tüm izlerini canlarında, sokaklarında ve belleklerinde taşıyan insanların yaşadığı Sûr’da, “BİR”liği, dayanışmayı, kardeşliği; ortak bir insanlık mirasını ayakta tutan Dört Ayaklı Minare’nin dört ayağına değmişti bu kez kurşunlar. Tahir Elçi… UNESCO koruması altındaki minarenin ayaklarına kadar değen bu savaşa karşı, kurşunların altında bir kez daha gelecek kuşaklar adına barış çağrısı yapıyordu. Elinde bir pankart ile; “İnsanlığın Mirasıyım. Mirasına Sahip Çık”.

Dört Ayaklı Minare’nin altından 7 kez geçiyordu dileğinin gerçekleşmesini isteyenler. Tahir Elçi, yıllardır yüksek sesle ve her yerde dile getirdiği dileğini bir kez daha tekrarlıyordu şimdi:

“İnsanlığın ortak mekânında silah, çatışma, operasyon istemiyoruz. Savaşlar, çatışmalar, silahlar, operasyonlar bu alandan uzak olsun. Tarihimize değerlerimize sahip çıkalım.”

Tahir Elçi, barış ve insanlığın ortak mirasına sahip çıkma dileğini yüzüstü yatan cansız bedeniyle diledi bugün. Bir kez daha insanlığın tüm kazanımlarını barış ve dayanışma içinde koruma çağrısı, 43 numara ayakkabı tabanlarından beyaz bir güvercin olup uçtu belleklerimize.

Bu dilek, aynı zamanda, halkların kaderlerini birbirine katliamlar, boru hatları, barajlar, üçüncü köprüler ve duble yollarla bağlayan egemenlerin savaş ve barbarlık düzenine karşı verdiğimiz mücadeleye de beyaz bir güvercin olup konuyor bugün. Kapitalist devlet aklı pratiğinde yiten canlara, toprağa, havaya, suya, katırlara, güvercinlere ve ağaçlara sözümüz olsun ki; halkların, sınıfların ve türlerin doğayla birlikte özgürlüğü yolunda “Başka Bir Dünya Mümkün!” umudumuzdan ne pahasına olursa olsun vazgeçmeyeceğiz.

Tahir Elçi anısına saygıyla…

28.11.2015

Ekoloji Kolektifi

04 Mar

Gerze Termik Santralı Projesi Resmen Sona Erdi

Basın bildirisinin pdf halini indirmek için tıklayınız.

Yeşil Gerze Çevre Platformu ve Ekoloji Kolektifi’nden basına ve kamuoyuna;

Gerze Termik Santralı projesi resmen sona erdi.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 23 Şubat’ta Sinop Gerze Yaykıl Köyü’nde Anadolu Grubunca kurulması planlanan termik santralına ait Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecini sonlandırıldı.

Read More

17 Ağu

İlke Kararı Basın Açıklaması

Kamuoyuna;

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın doğal sit alanlarında HES yapımının önünü açan 69 sayılı ilke kararı 12.08.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Koruma hukukunu uyguladıklarını iddia edenler, HES’ler uğruna, ender bulunan özellik ve güzellikler barındıran alanlarda, ekosistemi, canlı yaşamını yok edecek bir ilke kararına imza atmışlardır. Bu ilke kararı ile 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu döneminde kabul edilen doğal sitlerin koruma statüsü ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır.

Read More

29 Mar

Barış, Geçmişi Değiştirebilmeli, Geleceği Kurgulayabilmelidir

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre, Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür. Bu ifadeyle Anayasa’da vatandaşlığın değil; bir ırk olarak Türklüğün tanımlandığı sıklıkla gündeme gelmiştir. Bu kavramsallaştırma hemen hemen tüm tarihsel ve toplumsal çatışmaların mücadele alanı olarak günümüze kadar gelmiştir. Kapitalist devlet bugün hala ulus devlet modelini aşmış değil. Tartışma hala ulus devlet, vatandaşlık ve vatandaşlık hakları üzerinden yürüyor. Bu nedenle, devlet anayasasında vatandaşlığın ne olduğunu tanımlamalıdır diyenler bir tarafta, Türk olmak vatandaş olmak demektir diyenler diğer tarafta yer aldı. Öte yandan, Türk olmak hem belli bir dine – sünni Müslümanlık- hem de belli bir etnik kökene dayandırıldığından , Türklük ve vatandaşlık arasında kurulan anayasal dilin, etnik ve dinsel bir göndermesi olduğu da bugüne kadar tartışıldı. Şimdi yeni anayasa tartışmaları sürecinde bu vurguların hepsi su yüzüne çıkmış bulunuyor.

Read More

28 Kas

Gerze Basın Açıklaması

Türkiye’nin dört bir yanından gelen biz termik santral karşıtları iklim adaleti için bir araya geldik. Şirketlerin ve hükümetlerin acımasız saldırısı karşısında yaşamlarımızı savunmaya devam edeceğiz. HES’lere, termiklere, nükleere, GDO’lara karşı yaşanabilir bir dünya kurabiliriz. Biz milyarlarca yoksul insan, milyarlarca canlı iklimi yok eden bu sömürü sistemine karşı direnmek için söz veriyoruz. Çocuklarımız ve dünyamız için geleceğe bir not düşüyoruz. Tabiat Kanunlarına mahkum olmayacağız. Biyolojik çeşitliliği yok eden, yaşamlarımızı satan şirketlerin banka cüzdanlarına girmeyeceğiz. Buğdaylarımız, zeytinimiz, akan derelerimiz özgürleşinceye kadar, yeryüzü aşkın yüzü oluncaya kadar direnmeye devam edeceğiz. Erzin, Gerze, Bartın, Yalova direnişin simgesi olacak. Yalnız değiliz arkadaşlar. Bolivya’da milyonlarca insanız. Yunanistan’ın sokaklarındayız. Tekel direnişindeyiz. Altın madenlerine hayır diyen Hindistan’da, Eşme’de, Ulukışla’dayız. Ormanlarımız için Peru’dayız.Kaz dağlarındayız. Artvin’deyiz. Kardeş derelerin arasındayız. Birleşirsek daha güçlü olacağız. İklim adaleti koordinasyonu, Aralık ayında Meksika Cancun’da sokaklarda olacak.

Read More